1923-1960 yılları arasında türkiye dış ticareti gelişimi
admin on 11 20, 2009
Bu dönem uygulanan dış ticaret politikalarında daha çok devletçi ve korumacı politikaların ağırlık taşıdığı gözlenmektedir.Bu dönemin başında dış ticarete ilişkin düzenmelerle ilgili ilk husus; Lozan Antlaşmasına ek olarak imzalanan Ticaret Sözleşmesi ile konulan engel olarak belirlenebilmektedir. Sözkonusu Sözleşme hükümleri, 5 yıl süre ile Türkiye’nin dışarıya karşı uygulayabileceği iktisat politikalarını dondurmakta ve bazı istisnalar hariç ithalat ve ihracat yasaklarının kaldırılmasını ve yenilerinin konmamasını gümrük tarifelerinin ise 5 yıl süre ile değişmemesini öngörmekteydi. Bu hükümler çerçevesinde Türkiye’nin gümrük gelirlerini artırmaya veya sanayiyi dış rekabetten korumaya yönelik etkin bir politika değişikliği de engellenmiş oluyordu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti ilk kez 1929 yılında bir gümrük tarifesi uygulamaya başlamıştır.
17 Şubat 1923 tarihinde Cumhuriyetin ekonomik bağımsızlık temelini oluşturmak ve ulusal kalkınma mücadelesinin niteliğini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi dönemin önemli bir mihenk taşıdır. Sözkonusu Kongre çalışmaları sonunda kabul edilen ve genel olarak kalkınmacı, yerli ve yabancı sermayeyi, piyasaya dönük çiftçiyi özendirici, ekonomik hayatın denetiminin milli unsurlara geçmesini kolaylaştırıcı ve ılımlı bir korumacılığı öngören iktisadi politikalar, gümrük politikasındaki zorunlu sınırlamalar dışında yedi yıl boyunca genç Türkiye Cumhuriyeti’nin iktisat politikalarına egemen olmuştur. Bu çerçevede; cumhuriyetin ekonomik olarak varlığını sürdürmesi sanayileşmesi ve kalkınması için gerekli koşulları hazırlayacak yapının oluşturulmasını teminen gerekli öncelikler ve politikalar kararlaştırılmıştır. Özellikle dış ticaret konusunda temel yaklaşım, tarım ürünleri dışında her malı ithal etmek durumunda kalan bir ülke konumundan kurtulmak olarak belirlenmiştir.
1923 yılından bu yana Türkiye ekonomisi içerisinde dış ticaretin özellikle ihracatın önemi giderek artmıştır. Cumhuriyet’in kurulduğu yıl 51 milyon dolar seviyelerinde olan ihracat gelirleri istikrarlı bir artış göstermiş, geleneksel tarım ürünleri ve hammaddelerden sağlanan gelirler ulusal kalkınmamız için çok önemli bir rol oynamıştır.
1923-1929 dönemi açık ekonomi koşullarında ekonominin yeniden inşa edildiği dönem olarak tanımlanabilmektedir. Bu dönem dış ticaret açısından değerlendirildiğinde ithalatın gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı ortalama % 14,4, ihracatın payı ise % 10,6 belirlenmektedir. Bu rakamlar Osmanlı İmparatorluğu son dönemleri olarak nitelendirilebilecek 1913 yılında sırasıyla % 19 ve % 15 olarak gerçekleşen seviyenin altında olsa da; sonraki elli yıl boyunca aşılamamış ve bu dönem Cumhuriyet tarihinin dışa açık dönemi olma özelliği kazanmıştır.
Bu dönem ihracat ve ithalat bileşiminin incelenmesi Türkiye’nin dünya ekonomisi içerisinde uygulanan uluslararası ihtisaslaşmanın klasik biçimine uygun bir yer kaplamakta olduğunu göstermektedir: Yaprak tütün, çekirdeksiz kuru üzüm, pamuk, incir, fındık, zeytinyağı, afyon, tiftik ve gülyağı toplam ihracatın % 70-80’ini; sınai tüketim malları ise ithalatın büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu dönem zarfında; Türkiye Cumhuriyeti’nin genel ticaret eğilimi hammadde ihracı ve sanayi malları ithalatı olarak özetlenebilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklere gidilmesi 1929 yılından sonraya rastlamaktadır. 1930-1939 döneminde dünya ekonomisi büyük bir buhran içine sürüklenirken, Türkiye ekonomisi dışa kapanarak devlet eliyle bir milli sanayileşme hamlesi gerçekleştirmeye yönelmiştir. 1929 yılında başlayan büyük buhranın hammadde fiyatlarını sanayi malları fiyatlarından daha fazla düşürmesi, sermaye hareketlerinin daralması Türkiye’nin de dış ticareti denetleyen ve korumacı yeni bir yapıya geçişini gerekli kılmıştır.
Dünya büyük buhranının da etkisiyle dış ticaret ve kambiyo denetimleriyle ilgili önlemlerin büyük bölümü 1929-1931 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Kambiyo piyasalarını denetim altına alan, giderek bu işlemleri 1930 yılında kurulan Merkez Bankasına devreden ve kambiyo rejimini kararnamelerle düzenleme yetkisini (1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile) hükümete veren mevzuat bu yıllarda yürürlüğe konulmuştur. Hükümeti yeni ve yüksek gümrük tarifelerinin yanısıra ithalata kota koyma ve ihracatı denetleme hususlarında yetkilendiren kanunlar da yine 1930’ların başında yürürlüğe sokulmuştur. Öte yandan; dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle ve Atatürk’ün imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur.
II.Dünya Savaşı sonrasında; uluslararası ekonomik işbirliği, dünya ticaretinin geliştirilmesi hususlarını temel alarak dünya ekonomik ilişkileri, dış ticaret, gümrük, para-kredi konularının fikri temellerini atan Bretton-Woods konferansının etkileri Türk dış ticaret politikasına da yansımıştır. 1946 yılında Türk Lirası devalüe edilmiş, ithalattaki kısıtlamalar azaltılmış ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Uluslararası örgütler bazında ise; 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına taraf olunarak ticareti serbestleştirme yönündeki eğilimler güçlendirilmiştir. 1950 yılında ihracat 263.4 milyon dolar seviyesine yükselirken, ithalat 285.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Çok partili siyasal rejimin başlangıç tarihi olan 1950 yılı sonrası dönem siyasal değişim ile beraber iktisadi konulara yaklaşım yöntemlerinde de bazı değişiklikler meydana getirmiş, ekonominin serbestleştirilmesi yönünde tedbirler yürürlüğe konulmuştur. 1950-52 yılları arasında ithalat % 65 oranında libere edilmiştir.
Uygulanmaya başlanan liberal politikalar 1950-60 dönemi zarfında ithalatı artırmış, ithalatın finansmanında birikmiş döviz rezervleri büyük rol oynamıştır. Ancak aynı dönemde ekonominin döviz kazanma gücüne özellikle ihracata yeterli güç verilemediğinden dış ödemeler açığı önemli boyutlara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ve sonrasında Türkiye’nin ekonomi politikalarının başta gelen sorunları dış ticaret açığı başta olmak üzere dış ödemeler açığı, ihracat, ithalat ve sanayileşme olmuştur.
1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine dek yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen sabit kur politikasının sürdürülmesi ve destek politikalarının ihracatı caydırıcı şekilde uygulanması sonucunda 1958 yılında 247 milyon dolar seviyelerine gerilemiştir. % 70’e yakın bölümünü tarımsal ürünlerin oluşturduğu ihracat, üretim ve pazarlama da dışa dönük yapılamadığı için büyük ölçüde “geleneksel ihraç malları” dışına çıkamamıştır. İhraç ürünlerimiz tütün, fındık, kuru meyveler, pamuk, buğday gibi hammadde niteliği taşıyan tarımsal ürünlerden oluşmuştur. İthalatın içinde ise; en büyük payı yatırım malları ve hammaddeler almıştır.
Gerek ihracatımız gerekse ithalatımız içerisinde Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinin çok önemli bir pay aldığı gözönünde bulundurulduğunda bu dönemin bir diğer önemli gelişmesini 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna yapılan üyelik başvurusunun oluşturduğu görülmektedir.
Kaynakça
http://209.85.129.132/search?q=cache:AcMAxg_lxZ8J:www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/muge.doc+1923-2003+y%C4%B1llar%C4%B1+aras%C4%B1+t%C3%BCrkiye+iktisadi+politika&cd=14&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
www.dtm.gov.tr
Bu dönem uygulanan dış ticaret politikalarında daha çok devletçi ve korumacı politikaların ağırlık taşıdığı gözlenmektedir.Bu dönemin başında dış ticarete ilişkin düzenmelerle ilgili ilk husus; Lozan Antlaşmasına ek olarak imzalanan Ticaret Sözleşmesi ile konulan engel olarak belirlenebilmektedir. Sözkonusu Sözleşme hükümleri, 5 yıl süre ile Türkiye’nin dışarıya karşı uygulayabileceği iktisat politikalarını dondurmakta ve bazı istisnalar hariç ithalat ve ihracat yasaklarının kaldırılmasını ve yenilerinin konmamasını gümrük tarifelerinin ise 5 yıl süre ile değişmemesini öngörmekteydi. Bu hükümler çerçevesinde Türkiye’nin gümrük gelirlerini artırmaya veya sanayiyi dış rekabetten korumaya yönelik etkin bir politika değişikliği de engellenmiş oluyordu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti ilk kez 1929 yılında bir gümrük tarifesi uygulamaya başlamıştır.